Genç Türkiye, Tarımla Ayağa Kalktı

 

İnsanlık, alet kullanmaya başladığı günden bu yana üretiyor. Bitkileri ve hayvanları evcilleştirerek başladığı evrimleşme sürecinde insan, önce beslenme sonra da biriktirme amacıyla tarıma yöneldi.

 

Kısıtlı imkanlarla başlayan bu tarımsal ilişkiler insanlığın 10 bin yıllık tarihi boyunca gelişti, değişti, dönüştü. Bugün dijital dönüşümle birlikte teknolojinin entegre olduğu bir üretim sisteminden bahsedebiliyoruz.

 

Bir tohumun ekiminden ürünün hasatına dek geçen süreci uydudan izleyebiliyor, elde ettiğimiz verileri kayda alıp buluta yükleyebiliyor ve tüm bu süreçte en son teknoloji ekipmanlarla zamandan ve maliyetten tasarruf sağlayarak tarım yapabiliyoruz.

 

Ancak böylesine entegre bir sisteme ulaşmak özellikle de ülkemizde pek kolay olmadı. Balkan Savaşı’ndan başlayarak önce ÇanakkaleI. Dünya ve ardından Kurtuluş Savaşı’ndan çıkan Türkiye, yorgun ve yokluk içindeydi. 13 milyonluk nüfusun yüzde 90’ı kırsal bölgelerde yaşıyor ve yüzde 80’i okuma yazma bilmiyordu. Böylesine bir yokluk döneminde bile Atatürk’ün milletine inancı tamdı ve bu zorlu sürecin ancak üreterek aşılacağına inanıyordu. “Milli ekonominin temeli tarımdır. Bunun içindir ki tarımda kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar bu amaca yayılmayı kolaylaştıracaktır” sözleri tam da tarıma olan inancını gösteriyordu.

 

 

Köylü, toprağını ekmesine ekecekti ancak elindeki imkanlar bir hayli sınırlıydı. Dönemin şartlarını daha iyi anlayabilmek için Yahya Sezai Tezel’in Cumhuriyet Döneminin İktisadi Tarihi adlı kitabındaki satırlarına bakmak faydalı olabilir.

 

“1920’lerin başında Türkiye’nin birçok bölgesinde üretim hala tarih öncesinden kalma teknikler, araç ve gereçlerle yapılmaktaydı. İç bölgelerde kullanılan saban, neolitik çağdaki gibi, ucuna çakmak taşı cinsinden sert bir sivri taş takılmış kanca biçimli bir odun parçasıydı. Yapay gübre kullanımı bilinmiyordu. Bir tarlaya birbirini izleyen yıllarda faklı ürünler ekerek verimliliği arttıran ürün rotasyonu başlamamıştı. Tohum ekme işi ve hasat elle yapılıyor, altı taşlı ilkel bir döven kullanılıyor, tanenin sapından ayrılması için, binlerce yıl öncesinde olduğu gibi rüzgârdan yararlanılıyordu.

 

 

Atatürk’ün de verdiği destekle tarımsal üretimin artması gerekiyordu. Ancak mevcut şartlarla bir hayli zordu. Kurtuluş Savaşı’nda cepheye top taşıyan kağnıları çeken Sarıkız’ın yerini traktöre bırakma vakti gelmişti. Bugünden farklı olmayan bir hedefle; birim iş için sarf edilen zamanın azaltılması, birim alandan elde edilen verimin arttırılması ve elbette maliyetlerin düşürülmesi gerekiyordu. Makineler sayesinde toprak işleme, ekim, dikim, hasat, nakliye gibi işlemler daha iyi yapılacak, iklimsel şartlardan da etkilenmeden zamanında uygulanabilecekti.

 

Tarım makineleri arasında en önemli kalem her zaman traktörler olmuştur. Türkiye tarihinde de öyleydi. 1924 yılında Tarım Bakanlığı tarafından ithal edilen 221 adet traktör çiftçiye umut verdi. Devletinin desteğiyle üretime yönelen çiftçi artık yalnız olmadığını hissediyordu. Genç Türkiye Cumhuriyeti, tarımla ayağa kalkıyordu. 1923’te gayri safi milli hasılanın yüzde 39,1’i tarım sektörüne aitken 1930’a gelindiğinde bu rakam yüzde 45,2’ye çıkmıştı.

 

Devlet, üretimin yanı sıra tarımda makineleşme ve bunların kayıt altına alınmasını da önemsiyordu. Türkiye’de kullanılan tarım makineleriyle ilgili ilk resmi istatistik 1936’da yapıldı. Bu sayımda Türkiye’de tam 1308 traktör kullanıldığı tespit edildi. Birçok açıdan Türkiye ilerleme gösteriyordu ancak Hitler’in Avrupa’yı kasıp kavurması, II. Dünya Savaşı ve dünya ekonomisinde meydana gelen krizler dolayısıyla tarımda mekanizasyon sekteye uğruyordu. O dönemde ancak hayvan pulluğu imalatı gibi ufak çaplı tarım aleti imalatları yapılabiliyordu.

 

 

1944 yılına gelindiğinde ise Türk çiftçisine devletten bir destek daha geldi. Çiftçiyi tarım mekanizasyonu alanında donatmak, makine sağlamak ve bu makinelerin bakımları konusunda hizmet vermek amacıyla Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu. Türkiye’nin mekanizasyon düzeyinin gelişmesi konusunda önemli katkılar sağlayan TZDK, özelleştirilmeden önce birçok il ve ilçede şubeler açarak çiftçilere yönelik çalışmalar yaptı. Özellikle Başak adlı yerli traktörün üretimiyle bilinen TZDK, çeşitli tarım makinelerinin imalatıyla da Türk tarım tarihinde önemli bir yere sahip oldu.

 

Bundan sadece beş yıl sonra, 1949’da Marshall yardım programı ile birlikte tarım makinelerinin kullanımında önemli bir artış oldu. İstatistiklere göre 1949 yılında ülkemizde 11 bin 729 traktör varken bu rakam 1952 yılında 31 bin 143’e yükseldi. Ancak halen daha bu mekanizasyon belli bir program dahilinde değildi, marka ve model çokluğu vardı ve bu da çiftçi için kafa karıştırıcıydı.

 

 

1960’lara dek ağırlıklı olarak ithal edilen tarım makineleri, sonraki on yılda basit ve ucuz tarım makinelerinin imalatına yönelmemizi sağladı. Ancak mevcut teknolojik şartların gelişmemiş olması, yan sanayinin yetersizliği, çiftçinin ekonomik düzeyindeki yetersizlikler, sermaye eksikliği gibi birçok nedenden ötürü gelişmiş tarım makineleri imal edilemiyordu. 1970’lerde halen daha 50’li ve 60’lı yılların teknolojilerini kopya eden makinelerin ötesine geçilememişti.

 

Tarım konusunda giderek bilinçlenen Türkiye, 1970’lerin sonunda kullanılan tarım makineleri için bir standart belirlenmesine karar verdi. Buna göre, çiftçiye makine satmak isteyen imalatçı ve ithalatçılar, satacakları makinenin tarım tekniğine ve mevcut koşullara uygunluğunu kanıtlamak üzere bir deney raporu almak zorundaydılar. Böylelikle devlet, bir kez daha çiftçinin koşullarını iyileştirmek adına arkasında durmuştu.

 

Özellikle 90’lı yıllar itibarıyla hızlanan tarım teknolojileri sektörü, kurulan birliklerle ivme kazanırken sanayileşmeyle de birlikte bir hayli gelişti. 2000 yılından bugüne tarım makinelerinin ihracatının 10 kat arttığını düşünürsek ülkemizde tarım, sanayi ve mühendislik alanlarındaki ilerlemenin boyutunu daha iyi anlayabiliriz.

 

Dijital dönüşümle birlikte artık teknolojinin nimetlerinden sonuna dek faydalandığımız bir tarımdan söz edebiliyoruz. Bugün ülkemizde uydusensörnesnelerin interneti gibi yeni teknolojilere dayalı ürünlerin geliştirilebiliyor olması potansiyelimizin ne denli yüksek olduğunu kanıtlıyor. Her geçen gün artan tarım kuruluşlarının sayısı, buna bağlı olarak yatırımların çoğalması ve dijital tarım kavramının yaygınlaşmasıyla Türkiye’nin global tarım dünyasında önemli bir oyuncu olmaması için bir sebep görünmüyor.

 

Türkiye’de tarım sanayi kronolojisi

1914: Üretimde azalan insan iş gücünü ikame etmek amacıyla gümrüksüz ithalat uygulaması kapsamında Almanya’dan bazı iş makineleri alındı.
1924: Tarım Bakanlığı tarafından 221 adet traktör ithal edildi.
1936: Tarım makinaları ile ilgili ilk resmi istatistik yapıldı.
1944: Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1949: Marshall Yardım Programı sayesinde tarım makinelerinin sayısı arttı.
1954: Etimesgut Uçak Motoru Fabrikası’nda Türk Traktör Fabrikası kuruldu.
1979: İlk traktör ihracatı yapıldı.
2000: Traktör sayısı yaklaşık 1 milyona ulaştı.
2010: Tarım makineleri sektörü, Türkiye makine ihracatında 6’ncı büyük sektör oldu.

Çerezler gibi teknolojileri, sitenin işlevselliğini optimize etmek, sosyal medya ile entegre etmek, sitemizi ve üçüncü taraf web sitelerini ziyaret ettiğinizde tarafımız ve üçüncü taraflarca sizinle alakalı reklamların sunulmasını sağlamak, trafiğimizi ve site performansımızı analiz etmek ve web sitelerimizdeki deneyiminizi iyileştirip kişiselleştirmek için kullanıyoruz. Daha fazla bilgi