Geleneksel Tarım Yöntemlerinden Vazgeçmeyen Çin Kendini Doyurabiliyor Mu?

 

Çin, nüfusuyla dünyanın başını döndüren en kalabalık ülke. 1960’ta 667,1 milyon olan nüfusu 2017’de 1,386 milyara çıkmış durumda. Bugün bu rakam 1,4 milyar civarında. Haliyle bu nüfusu doyurmak, istihdam sağlamak, yaşam kalitesini artırmak bir hayli zor.

 

Bu yüzden hükümet, uzun yıllar tek çocuk politikası ile aile planlaması uyguladı. Bu yöntem elbette işe yaradı. Hatta öyle ki ülkenin başkenti Pekin’de doğum oranı 2017’de binde 9,06 iken 2018’de binde 8,24’e geriledi. Aile planlamasının etkisi, yaşlı nüfus dolayısıyla ölümlerin artması ve evlilik oranlarının azalması sebebiyle başkentin nüfusunda tam 170 bin kişilik bir düşüş gözlendi. Ancak hala şehir nüfusu 21,54 milyondu. Yeterince kalabalık değil mi?

 

Bu nüfusun beslenme sıkıntısı çekmemesi için ülkede yıllık 2 trilyon dolarlık bir bütçe gıda sanayisine ayrılıyor. Ülkenin dört bir yanında tarım yapılıyor olsa da bir yandan bilgisayar kontrollü kapalı seralarda güneş ışığı yerine yapay ışıklandırmalarla sebze yetiştiriliyor. Ancak bütün bu üretim çabası bile nüfus karşısında yetersiz kalıyor. Yemeklik yağ üretimi yapılıyor olsa da bu bile tüketime yetmediğinden yıllık 1,5 milyon ton civarında yağ ihraç ediliyor. Haliyle böyle bir durumda tarım Çin ekonomisinde de büyük yer tutuyor.

 

Uzun yıllar dış dünyaya kapalı bir ekonomi politikası uygulayan Çin, 1980’lerin başında kolektif tarım uygulamasını durdurdu ve özel teşebbüslere yeniden izin verdi. Amaç, bir şekilde üretimi artırarak ülkeyi doyurmaktı. Bu da ülkeye rekor düzeyde dış yatırım çekerek şu an dünyanın en büyük tarım ihracatını yapan ülke olmasını sağladı. En çok ihraç ettiği tarım ürünleri ise pamuk ipliği, pirinç, çay, konserve meyve ve sebzebitkisel ve hayvansal yağlar.

 

Çin’in olağanüstü nüfusu ve giderek artan iştahı tarıma yönelimi artırsa da toplumun genel karakteristik özellikleri sebebiyle halen geleneksel yöntemler kullanan çiftçi sayısı oldukça fazla. Bugün hala Laohuzui’nin çeltik tarlalarında mandalar tarafından çekilen pulluklarla topraklarını hazırlayanları, paslı traktörlerle tarlalarını sürenleri, el yapımı bir yabayla ekinlerini üzerinden geçilmeye hazır hale getiren çiftçileri görmek mümkün. Halbuki tarım makineleri kullanılıyor olsa hem zaman hem bütçe hem de emekten tasarruf edecekler. Ama makineler bu ülkede halen çok pahalı olduğundan yüzyıllardır yapıldığı gibi insan iş gücünü kullanmak daha akla yatkın geliyor.

 

Çin, Batı’nın yüzyıldan fazladır kullandığı tarımsal gelişimi son 40 yılda yakaladı. Tarımı kavramsal olarak yeniden tanımlayışı ise çok yeni. Sürdürülebilirlik fikri, organik tarımküçük girişimleramatör çiftçilerin yanı sıra endüstriyel fabrikalar yeni yeni toplumda kendine yer buluyor. Tarım yeniden ve yeniden tanımlanıyor. Batı’ya göre ise çok geç bir zamanda.

 

Dünyadaki tarım alanlarının onda birine sahip bir ülke, dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini geleneksel yöntemlerle nasıl doyurur? Üstelik yeme alışkanlıkları da bir hayli değişen bir nüfustan bahsediyoruz. 30 yıl öncesine kadar nüfusun dörtte üçü kasaba ve köylerde yaşarken bugün yarısından fazlasını kentte yaşayanlar oluşturuyor. Metropol hayatı ise dünyanın her yerinde olduğu gibi yeme alışkanlıklarını da değiştiriyor ve Çin de giderek Batı’nın gıda tüketimini örnek alıyor.

 

90’lara nazaran üç kat fazla et tüketen Çin, süt ve süt ürünlerine daha fazla yönelim gösterirken işlenmiş gıdaları da daha fazla satın alıyor. Bu yeni beslenme biçimleri haliyle kısıtlı tarım kaynaklarına sahip ülkeyi diğer ülkelere uzanmaya itiyor. Hükümet, UkraynaTanzanyaŞili gibi ülkelerde tarım arazisi almaya ve tarım yapmaya teşvik etse de gelenekler buna çok da izin vermiyor. Zira özellikle tahıl üretiminde kendilerine yetme politikası adeta bir gelenek olmuş vaziyette. Hem yerli üretimden vazgeçmek istemez, hem de daha fazla gıdaya ihtiyaç duyarken tarım teknolojileri de bir hayli önem kazanıyor.

 

Çin’le Türkiye arasında tarım alanları açısından önemli bir benzerlik bulunuyor. Küçük ve dağınık parçalar halinde duran tarım arazileri, ekimde bir hayli zorluk yaratıyor. Ancak Türkiye’nin tarım teknolojileri konusundaki vizyonu Çin’de henüz yaygın değil. Zira geleneksel yöntemlerden kopamayan ülke, sulama sistemleri konusunda bir yenilik uygulamadığı gibi tarım teknolojileri ve mekanizasyonun yaygınlaştırılması konusunda da geniş çaplı önlemler almıyor. Tarım politikalarında da arazileri büyütmek gibi bir plan yok. Zira küçük arazilerden alınan verimin daha iyi olduğuna inanıyorlar. Şimdilik yapmak istedikleri bitişik tarlaları bir araya getirip arazi sahipleri arasında bir işbirliği yaratmak.

 

Bütün bu verilere karşılık dünyanın en büyük ikinci tarım ihracatçısı ülkenin Hollanda olması insanı düşünmeye itiyor. Tarımsal verim açısından Hollanda, sadece yüzölçümüyle 235 katı Çin’e karşı değil, tüm dünyaya kafa tutuyor. 2017 yılında Hollanda, 97 milyar Euro değerinde tarım ürünü ihracatı yaparken aynı yıl ABD 140,5 Dolar değerinde ihracat yapabiliyor. Peki Hollanda’nın sırrı ne?

 

Türkiye’nin ortalama 23 katı küçük olan bu ülke, tarım teknolojileri konusunda bir hayli gelişmiş. Üstelik sulama alanında da teknolojiyi en üst düzeyde kullandıklarından su tüketimi normalden yüzde 90 oranında daha az. Birçok tarım arazisinde drone ve sürücüsüz tarım araçları kullanılıyor. Bu sayede ürün kalitelerini artırdıkları gibi verimi de en üst düzeye çıkarabiliyorlar. Kısacası Hollanda, Çin ya da ABD gibi karşısına çıkan herhangi bir deve karşı bile kafa tutabiliyor. Küçücük yüzölçümüne rağmen yarattığı bu tarımsal üretimde ise sırrı açık; teknolojiyi kullanmaktan çekinmiyorlar.

Çerezler gibi teknolojileri, sitenin işlevselliğini optimize etmek, sosyal medya ile entegre etmek, sitemizi ve üçüncü taraf web sitelerini ziyaret ettiğinizde tarafımız ve üçüncü taraflarca sizinle alakalı reklamların sunulmasını sağlamak, trafiğimizi ve site performansımızı analiz etmek ve web sitelerimizdeki deneyiminizi iyileştirip kişiselleştirmek için kullanıyoruz. Daha fazla bilgi