• bilgi@1000ciftci1000bereket.com
  • 444 51 75
Nisan

“Tarımı kalkındırmazsan topal olursun.“

Konya’nın Çumra ilçesinde düzenlenen eğitim programına katılan Muzaffer Özağaç, mısır tarımına başladıkları ilk yıllarda uzman yardımı almadıklarını ve yaptıkları yanlış sulama nedeniyle verim alamadıklarını anlatarak  “1000 Çiftçi 1000 Bereket” programı kapsamında sunulan hizmetlerle bilinçli tarım uygulamalarına geçmenin önemine değindi.

Özağaç, “Çiftçinin refahı herkesi etkiliyor” derken, mısır tarımı yapan Cafer Filik de ona şu sözlerle destek çıktı: “Çiftçi kazanırsa Türkiye kazanır!

Konya Ovasının düzlüğünde kurulu Çumra, Konya’nın tarıma en elverişli arazilerine sahip. Öyle ki ilçede tarla arazileri için ayrılan alanın oranı, tüm Konya’daki tarla arazileri alanı oranından daha fazla. Çumra, bütün ürünlerin rahatlıkla yetişebildiği bölge ve ilçe yüksek tarım potansiyeline sahip. Kavunuyla ünlü olan ve yıllarca Türkiye’nin havuç üretiminin çok büyük bir bölümünü karşılayan Çumralı çiftçiler, yaklaşık 10 yıldır mısır ekimi de yapıyorlar.

Çumralı çiftçilerden Muzaffer Özağaç, “Türkiye şartlarında iki yakamızı bir araya getirmeye çalışıyoruz” diyor. Özağaç, 8 yıldır mısır tarımı yapıyor. İlk yıllarda mısır tarımıyla ilgili hiç bilgilerinin olmadığını söylüyor: “Mısır tarımına geçtiğimizde önce sürüyü takip ettik; etrafta diğer çiftçiler ne yapıyorsa biz de aynısını yaptık.

Mısır ektikleri ilk yıl, “bilinçsizce sulama yaptıklarını” anlatıyor; yani, sıra arası nedir, sıra üzeri nedir, bitki ne ister bilmeden tarlaya su vermişler. Suyu verdikten sonra “biraz da gübre” atmışlar. “Hal böyle olunca tabii verim alamadık, bıraktık mısır tarımını” diyor.

Ziraat mühendisi veya mısır tarımında uzman olan kimse de gelip gitmemiş o yıllar… İlk yıllarını şöyle anlatıyor Özağaç: “Sonrasında yine etrafı dinlemeye başladık, yine mısırda başkaları ne yöntem kullanıyorsa biz de o yöntemleri kullandık. Damlama sulama yöntemine geçince verim almaya başladık. Bugüne kadar Ziraat Odası’nın toprak analizlerini yaptırıyorduk. Fakat bu tavsiyelere de çok da uymuyoruz çünkü, onların tavsiyelerine uyarsak verim alamayacağımızı düşünüyoruz. İşte ne oluyor sonra? Sürüyü takip ederek diğer çiftçilerin yaptığı gibi daha çok atıyoruz gübreyi.

“Bazen tohumu tava düşüremiyoruz…”

Çumra Ovası’nın su kaynağı Çarşamba kanalı. Bu kanal ise kaynağını Toros Dağları, Beyşehir Gölü ve Suğla Gölünden alıyor. Her ne kadar Çumra, Türkiye’nin sulak alanlarından olsa de Özağaç, sulama zorluklarından da söz açıyor: “Bizim sahada suya erişim kolay değil. Kooperatif suyu kullanıyoruz; 300 üye var kooperatifte, buna karşın 30 kuyu var. Su, hepimize sırayla geliyor. Dolayısıyla istediğimiz zaman tarlamızı sulayamıyoruz. Yaklaşık 10-15 günde bir sulama sırası geliyor, arıza olursa sıra 25 günde bir geliyor. Bu da tabii verimi etkiliyor. Yani, tam teknik tarım yapmıyoruz. Doğrusunu söylemek lazım gelirse üretim 25-30 halkadan oluşuyorsa burada bizim halkaların ikisi eksik kalıyor. Bazen yaz kurak geçiyor, bazen para bulamıyor ve gübreyi atamıyoruz veya su zamanında gelmiyor, tohumu tava düşüremiyoruz…

1000 Çiftçi 1000 Bereket’ programı, Türkiye’de mısır tarımında verimi de kazancı da katlamak üzere yola çıktı. Program kapsamında alanında uzman ziraat mühendisleri tarafından çiftçilere zirai ve teknik danışmanlık verilecek. Programın hedefinde çiftçilerin yenilikçi dijital araçlara erişiminin sağlanması ve çiftçilerin refahını arttıracak tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması da bulunuyor. Özağaç, verim ve kazancın artmasıyla birlikte istihdamın da artacağını söylüyor:

Aslında çiftçi desteklenirse işsizlik önlemiş olur. Ben tarlamla uğraşırsam sokağa iş aramak için çıkmam. Bir kişi değil, beş kişi ile çalışırım. Biz eskiden tarım ülkesiydik, sonra tarım alanlarını terk edip şehirlere gittik ve asgari ücretle iş aramaya başladık. Ama biliyoruz ki çiftçinin refahı herkesi etkiliyor; tarımı kalkındırmadan sanayisini kalkındıran ülke yok. Yani, ya petrolün veya madenin olacak toprak zengini olacaksın ya da tarımı kalkındıracaksın. Önce tarımı kalkındır, sonra Silikon Vadisi’ni mi kuracaksın, uzaya mı çıkacaksın, ne istersen yaparsın. Tarımı kalkındırmazsan topal olursun.

“Mısır tarımı için makine icat ettim”

Söz Silikon Vadisi’nden açılınca Özağaç’ın yanında oturan Cafer Filik lafı alıyor. Filik de Çumra’da çiftçilik yapıyor ve mısır ekiyor. Sadece çiftçi değil tabii, anlattığına göre buranın mucidi sayılıyor: Kendi kendine makine icat etmiş. Bunun nasıl yaptığını da şöyle anlatıyor:

Esasında mecburen mısır tarımına geçtik biz. 2000 yılında mısırı ilk ektiğimde köyde toplantı yaptılar. ‘Mısır su istemez, gübre istemez’ dediler. ‘Tam benim işim’ dedim ve ektim. Mısırın nemini bilmiyordum, biçercinin gazabına uğradım; 36 nem ile mısır işledik. Baktım olmuyor, kendi kendime teknik geliştirdim. Bir makina icat ettim. Eskiden kalma nohut ekme makinem vardı, ona kulak kaynattım. Yani, sıra arasına çizgi yaptım. Ondan sonra alternatif şeyler denedim. 2000’de benimle ‘burada mısır olmaz’ diye dalga geçiyorlardı ama başardık. Ben şu kadarını söyleyeyim: Çiftçi dediğin üreticidir. Çiftçi kazanırsa Türkiye kazanır!